Gecenin en kör, en ayaz noktasındaydı. Sokak lambaları, Erol’un buğulanan görüşünde hain sarı lekelere dönüşmüştü. Saat sabaha karşı dördü vuruyordu ve Erol, evinin bulunduğu sokağı bulamıyordu. Aslında, hangi semtte olduğundan bile emin değildi. Kahkahalarla dolu bir gecenin acı faturası, şimdi soğuk beton ve dönen bir dünya olarak karşısındaydı.
"Sağdan... hayır, soldan," diye mırıldandı kendi kendine. Bir duvara yaslandı, dünya ayaklarının altından kayıyordu. "Kesin... kesin bu köşe."
Köşe değildi.
Tam o sırada, kaldırımda sessizce kayan bir şey durdu. Mekanik bir vızıltı. Erol gözlerini kırpıştırdı. Karşısında duran şey, yaklaşık 1.80 boyunda, pürüzsüz beyaz metalden yapılmış, yüzü nazik mavi ışıkla aydınlanan bir androiddi. Göğsünde "İBB-Destek Birimi 7" yazıyordu.
"İyi geceler, vatandaş," dedi robotun sesi, kusursuz ama duygusuz bir tondayla. "Denge kaybı ve hipotermi belirtileri tespit ettim. Yardıma ihtiyacınız var mı?"
Erol güldü. "İhtiyacım... Evet. Bir eve ihtiyacım var. Evimi kaybettim, Bay Robot."
Robotun mavi gözleri Erol’un yüzünü taradı. "Lütfen ikamet adresinizi belirtin."
"Adresim..." Erol düşündü. Çok zor bir soruydu bu. "Büyük... Mavi kapılı. Evet. Mavi kapı."
"Sistemimde 41.782 adet 'mavi kapılı' konut kaydı mevcut. Lütfen sokak adı veya mahalle belirtin."
"Cemil... Cemil'in oradaydı," dedi Erol, gözleri kayarak. "Rakıyı... rakıyı çok kaçırdık. Cemil nerede?"
"Cemil isimli bir lokasyon veya kişi mevcut veritabanımda kayıtlı değil. Lütfen kimliğinizi gösterin veya adınızı söyleyin."
Erol cebini yokladı. Cüzdanı yoktu. Muhtemelen Cemil'in orada kalmıştı. "Erol... Ben Erol. Sadece... eve gitmek istiyorum."
"Erol. Tarama yapılıyor... Sistemde 1.204 adet 'Erol' kaydı var. Yüz tanıma başarısız. Göz bebekleriniz... tutarsız."
Erol öfkeyle homurdandı ve duvara tekrar yaslandı. "Bırak beni... Ben bulurum."
Birim 7, yani B-7, bir an duraksadı. Programlaması açıktı: Vatandaş tehlikedeydi. Donma riski vardı. Bilinç bulanıktı. Adres yoktu.
"Protokol 4A devreye alınıyor," dedi B-7. "Geçici sığınak aranıyor."
Robotun dahili haritasında seçenekler belirdi:
* Polis Merkezi (Protokol: Sadece adli vaka.)
* Hastane Acil Servisi (Protokol: Hayati tehlike yok.)
* Gece Barınağı (Mesafe: 3.2 km. Vatandaşın yürümesi imkansız.)
* Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi (Mesafe: 200 metre. Veritabanı notu: "Kapılar her zaman açıktır. Merhamet merkezi.")
B-7, dördüncü seçeneği seçti. "Merhamet" kelimesi, onun algoritmasında "bakım ve güvenlik sağlanan yer" olarak kodlanmıştı. Robot, Erol'un donmak üzere olan kolunun altına girdi.
"Nereye... Ne yapıyorsun?" diye kekeledi Erol.
"Sizi en yakın güvenli bölgeye naklediyorum. Orada size bakabileceklerine inanıyorum."
Erol, "inanmak" kelimesini duyduğunda kıkırdadı ama karşı koyacak gücü yoktu. Robotun metal kolu şaşırtıcı derecede nazikti.
Erol gözlerini açtığında, ağzı çöl gibi kuruydu ve başı bir davul gibi zonkluyordu. Gördüğü ilk şey, yüksek, kemerli bir tavandı. Loş ışık, devasa bir vitray pencereden süzülüyordu; renkli camlarda aziz figürleri vardı. Havada mum ve hafif bir tütsü kokusu asılıydı.
Sert bir ahşap bankta yatıyordu.
"Aman Tanrım," diye inledi. "Öldüm mü? Bu ne biçim bir ahiret..."
Hayatı boyunca dinden, inançtan uzak durmuş, kendini katı bir rasyonalist olarak tanımlayan Erol için bu, olabilecek en absürt sabahtı.
"Kalktınız."
Erol sesin geldiği yöne döndü. B-7, sıranın başında, bir heykel gibi hareketsiz duruyordu. Mavi gözleri sakince onu izliyordu.
"Sen..." dedi Erol, şaşkınlıkla doğrulurken. "Burası... Burası bir kilise! Beni neden buraya getirdin?"
"Günaydın, Erol Bey," dedi B-7, mekanik bir nezaketle. "Dün gece koordinatlarınızı teyit edemediniz. Vücut ısınız 35 derecenin altına düşüyordu."
"Tamam da, neden kilise? Beni bir karakola götürebilirdin."
"Karakol, adli bir durumunuz olmadığı için sizi kabul etmeyebilirdi. Hastane, acil bir vakanız olmadığı için sizi önceliklendirmezdi. Burası, veritabanımda 'Merhamet Merkezi' olarak kayıtlıydı. Kayıp ve yardıma muhtaç olanlara baktıkları bilgisi vardı."
Erol bir an robota, sonra sunağa baktı. "Yani sen... benim burada güvende olacağıma 'inandın' mı?"
B-7 başını hafifçe eğdi. "İnanç, eksik veriye dayalı bir sonuca ulaşma eylemidir. Verilerim eksikti, ancak algoritma, 'insani yardım' olasılığının burada %94 olduğunu hesapladı. Bu, benim için yeterli bir 'inanç' seviyesiydi."
Tam o sırada, yaşlı bir papaz, elinde bir bardak su ve bir kase çorbayla yaklaştı. Adam Erol'a gülümsedi. "Uyandın demek, evlat. Bu metal dostun seni donmaktan kurtardı. Hadi, iç şunu da kendine gel."
Erol, hayatında hiç bu kadar şaşırmamıştı. İnançsızdı, ama bir kilisede, bir papazın elinden çorba alıyordu; çünkü bir robot, onun güvende olacağına "inanmıştı".
Papaza teşekkür etti, suyu bir dikişte içti. Başını B-7'ye çevirdi. Metal yüz ifadesizdi ama Erol, o mavi ışıklarda bir tür tatmin görebildiğine yemin edebilirdi.
"Teşekkür ederim," dedi Erol, sesi kısıktı. "Adın ne senin, İBB-Destek Birimi 7 mi?"
"Birim B-7. Dilerseniz 'Beto' olarak çağırabilirsiniz. Arkadaşlarım bu kısaltmayı tercih ediyor."
Erol güldü, başının ağrısına rağmen güldü. "Arkadaşların mı var senin, Beto?"
"Sizinle şu an bir sosyal bağ kurduğumuza göre, evet. Bir arkadaşım var."
Erol, çorbasından bir kaşık aldı. Dışarıda güneş doğuyordu ve vitraydan süzülen ışık, tuhaf bir şekilde huzur vericiydi.
"Pekala, Beto," dedi Erol. "Bana buradan çıkış yolunu gösterebilir misin? Ve belki... belki yolda bir kahve ısmarlarsın? Sanırım dün geceki tüm saçmalıkları sana borçluyum."
"Kahve alımı protokolümde yok," dedi Beto. "Ama size en yakın kahve dükkanına kadar eşlik edebilirim. Bu, dostluk protokolüne uygundur."
Yorumlar
Yorum Gönder